Serdal Güzel Röportaj

Fotoğrafla tanışmanız ve akabinde bu uğraşıyı profesyonel olarak icra etme hikâyenizden kısaca bahseder misiniz?


Lise yıllarımda fotoğrafa ilk adımı attım, klasik Zenith makina ile J Aynı mahalleden arkadaşım Muammer Yanmaz en heveslimiz çıktı devam etti ben sonra 1998’e kadar ara verdim, çünkü araya mesleğim girmişti. Ben aslında Elektrik Mühendisiyim, mesleğimle beraber hobi olarak devam edebilirdim belki ama çok yoğun endüstriyel programlama ile uğraştığım için özel hayatımda bir hobiye yer yoktu, fabrikalar, makinalar yapıp onları devreye almanın hazzı o zamanlar yetiyordu. Sonra mühendisliği bırakıp eşim ile beraber reklam alanında çalışmaya başlamamla fotoğraf hobim tekrar ön plana çıktı. İşimiz gereği yüzlerce fotoğraf inceliyor, satın alıyor ve kullanıyorduk ama aradığımız fotoğrafı da çoğu zaman bulamıyorduk. Reklamcılık ile paralel gidebilecek bir hobinin profesyonelliğe dönüşmesi bu anlamda kaçınılmaz oldu ama aslında yine tam profesyonel değilim, öncelikli işim reklam ajansımızdaki yöneticilik, kalan zamanımda da profesyonel olarak fotoğrafçılık. Burada da eski işimin katkısıyla ağırlıklı olarak Endüstriyel çekimler... Yani yine fabrikalara, şantiyelere, üretim alanında çalışan eski mesai arkadaşlarımın arasına geri döndüm ama bu kez onları fotoğraflayarak J (2 Kasım 2012)

Seslendirme sanatçılarının fotoğraflarını çekme fikri nasıl ortaya çıktı? Projenin oluşumu ve oyuncu Deniz Çakır’ın projeye dahil olma sürecinden kısaca bahseder misiniz?
            

Çocukluk merakı başta! Eskiden TV’de yabancı filmler bittikten sonra seslendirenlerin listesi bitene kadar beklerdim, çünkü seslerini duyduğum ve gördüğüm oyuncular farklıydı ve bu bende büyük merak uyandırıyordu. Yani merak’tan ortaya çıktı diyebiliriz pek klasik olsada... Reklam işimizin bir parçası da film prodüksiyonu ve pek çok tanıtım, eğitim, reklam filminde seslendirme olmazsa olmazlardan. Bu şekilde birlikte çalışmakla başladığımız ve arkadaş olduğumuz pek çok seslendirme sanatçısı oldu, başta Ak’la Kara ekibi’nden Kerem Kobanbay -ki projeyi ilk açtığım ve büyük destek aldığım için Kerem’in desteği olmasaydı biraz zor başlardım diyebilirim. Deniz’de bir film projesi için kardeşim Nurcan Güzel ve eniştem Münir Karataş (ki biri senarist diğeri yönetmendir) ile çalışıyorlardı, Deniz’in fotoğraf çekme hevesini gören kardeşim bizi tanıştırdı ve ben de var mısın ortak bir proje’ye dedim, Deniz de çok heyecanlandı ve varım dedi... Böylece ilk olarak Ak’la Kara seslendirme stüdyosundaki arkadaşlarla projeye başladık. Deniz olmasa belki biraz daha küçük çaplı bir proje olacaktı ama şu an 150 seslendirme sanatçısını fotoğraflayarak büyük bir arşiv oluşturduk...



Seslendirmenlere fikrinizi sunduğunuzda, 
yıllardır görüntü vermeden sağladıkları büyünün bozulacağı hissine kapıldılar mı?
1-2 kişi hariç böyle bir tepki gelmedi, hatta çok çok büyük bir destek verdiler. Zaten seslendirme sanatçılarının pek çoğu aynı zamanda ya tiyatro ya da sinema kökenli ama hayatın karmaşası içerisinde ve tiyatro izlemeyen bir toplum olarak kim biliyor ki bu şahane seslerin yüzlerini! Ana fikir de buydu zaten, o çok büyük sinema oyuncularına sesleri ile hayat veren, onların oyunculuklarını tamamlayan ama hep geri planda kalan bu şahane seslerin yüzlerini de göstermeliydim, onları toplum olarak bir kez daha alkışlamalı onore etmeliydik.


Işığın az ve alanın dar olduğu seslendirme stüdyolarında çekim yapmak nasıl bir deneyimdi. Çekimler sırasında kullandığınız özel bir teknik oldu mu?
Seslendirme stüdyoları gerçekten çok küçük ve ışık yok, sadece okuma lambaları var ve pek çok stüdyoda bu okuma lambalarından faydalandık. Bir kaç fotoğrafta da led el feneri kullandık! Yani arada Deniz bana, ben Deniz’e asistanlık yaptım. Beyaz ayarı sorun olmadı, çekimlerimizi makinaların siyah/beyaz modunda yani direkt siyah beyaz yaptık ama raw’ları da duruyor. Hepsinde ISO 800 ve diyafram da mecburen açık, ben Canon Deniz Nikon kullandı, her ikimizin de lens tercihi 85 mm  f/1.2 ve çekimlerin büyük çoğunluğu da ışık koşulları gereği  f/1.2 -f/1.8 arasında. Tabi amacımız sadece portre çekmek değildi, seslendirme sanatçılarının seslendirme esnasındaki ruh hallerini, seslendirdikleri oyuncu ve rol ile bütünleşerek ortaya çıkardıkları mimikleri daha ön plandaydı. Burada da anı kaçırmamak için seri çekim olmazsa olmazlardan, ayrıca o kadar hareketli yüzlerde ifadeyi doğru anda yakalamak için de gerekiyor. Ben genelde çekimlerimde modelimi serbest bırakırım, çok müdahale etmem doğru anı yakalamaya odaklanırım. Deniz ise sanırım oyunculuğunun da etkisiyle gerektiğinde yönlendirmeyi tercih ediyor ama her ikimizin de olmazsa olmazı doğal, yapaylıktan uzak fotoğraflar yakalamaktı ki bunu çok çok büyük ölçüde başardığımızı rahatlıkla söyleyebilirim.

Proje kaç yılda tamamlandı ve toplamda kaç portre çektiniz?
2 yıl’da 150 ayrı kişinin 10 binlerce fotoğrafı! Ama seri çekimdeki deklanşör farklarını çıkarırsak farklı mimik ve açılardan ben 1,000’in üzerinde fotoğraf seçtim. Deniz’in de bir o kadar vardır...

Çok uzun soluklu olan Rabarba projesi sizin için oldukça eğitici olmuş olmalı diye düşünüyorum. Fotoğraf yolculuğunuzu Rabarba çekimlerinden önce ve sonra diye ikiye ayırırsak; öncesi ve sonrasıyla fotoğrafa bakış açınızda ya da çektiğiniz fotoğraflarda ne gibi farklar görürüz?
Benim açımdan teknik anlamda bir eğitici yanı olmadı bu sürecin, zaten böyle bir işe soyunmak için önce fotoğraf çekim tekniğinizi mükemmel hale getirmeniz lazım, ekipmanlarınızın buna uygun olması da olmazsa olmazlardan. Ama hiç katkısı olmadı demek de yanlış, özellikle Deniz’den oyunculuk, modelleri yönlendirme anlamında çok şey öğrendim!

Rabarba projesi kapsamında açacağınız sergide alışılmış sergilerin dışında bazı yenilikler de olacakmış. Sergide ne gibi yenilikler göreceğiz?
Hayallerimiz büyük, projenin çıkış noktası olan sesler ile fotoğrafları bir arada sunmak en önemlisi. Sosyal medya desteği ile projemiz kadar genel anlamda sinema sanatının, seslendirme dünyasının sinema içerisindeki yerinin konuşulması, tartışılması da lazım. Sadece ne güzel fotoğraflar çekmişsiniz aferin denecekse kalsın, almayayım ben... Bizim projemizden sonra özellikle bazı televizyon kanallarında seslendirme sanatçılarının listesinin (biraz hızlı da olsa) tekrar akmaya başlamış olması – ki eskiden öyleydi- çok olumlu bir gelişme, katkımız olduysa ne mutlu!  Ve web sitesi ile güzel bir katalog da geleceğe bırakmak istediklerimizden... Tabi böyle büyük hayaller olunca bütçe de yükseliyor, sponsor bulmak kolay olmuyor L

Böylesine geniş bir zaman dilimine yayılmış projede şüphesiz güzel anılar da birikmiştir. Çekimler sırasında yaşadığınız ve unutamadığınız bir anınızı anlatabilir misiniz?
Özellikle seslendirme sanatçılarının anılarını dinlemek benim için büyük keyif oldu. Ama bu anıları onların anlatması daha güzel olur, belki bir belgesel...

Ticari amaçla çektiğiniz fotoğraf ile sizin bulduğunuz bir fikri proje kapsamında fotoğraflamak arasında ne gibi farklar var?
Ticari fotoğrafta öncelikle reklam dilini kullanmanız gerekiyor! Yani tanıttığınız ürün, hizmet neyse onun bir şekilde satılır olması için uygun konsept ve kalitede fotoğraf çekmek şart. Burada da ajansların yaratıcı direktörleri ve sanat yönetmenleri başta neyin nasıl çekileceğine karar veriyor, tabi müşterinin olurunu almak da olmazsa olmazlardan! Yani yalnız değilsiniz, bir ekip ve ciddi prodüksiyon var demek... Fotoğrafçının pek çok ticari işte katkısı çok olmuyor ama günümüzde bu iş fotoğraf çekmekten fotoğraf yapmaya doğru geldi, yani fotoğrafçılar da elini taşın altına koymak ve yaratıcılıkları ile katkıda bulunmak durumunda. Aslında teknik olarak donanımlı her “fotoğrafçı” deklanşöre basabilir ama fotoğraf çekmek bu değil yani, önce neyi, nasıl, nerede, çekeceğinizi belirlemeniz, sonra da çektiklerinizden nasıl sattıran fotoğraflar yapacağınız önemli. Bu kendi projelerinizi yaparken de olmazsa olmazlardan ama burada bir fark var patron sizsiniz, ne müşteri var, ne müşterinin ajansının sanat yönetmeni J

Fotoğraf makinenizi sürekli yanınızda taşır mısınız veya makineniz yanınızda olmadığı bir günde kaçırdığınız ve ‘’ah keşke çekseydim’’ dediğiniz önemli bir ana tanık oldunuz mu?
Makinemi sürekli yanımda taşımıyorum, teknik anlamda biraz mükemmelliyetçiyim ve birkaç lens, iki makina, filtreler falan derken en az 10 kiloluk bir çantam oluyor ve özel olarak fotoğraf çekmeye çıkmamışsam bu yükü taşımak eşşeklikten başka bir şey değil! Hal böyle olunca kaçan fotoğraf da çok oluyor. Bu gibi durumlarda (sokak fotoğrafları hariç) cep telefonumla fotoğrafı çekiyor, uygun bir zamanda kafamdaki fotoğraf için tekrar gidiyorum. Sanırım bu bir süreç, eskiden daha çok makinamla zaman geçirirdim, şimdi tamam bunu çekeceğim diye kafamda fotoğrafı çekip kendimi hazır hissettiğimde makinam yanımda oluyor J


Ne tür fotoğrafları beğenirsiniz? Çalışmalarını takip ettiğiniz fotoğrafçılar var mı?
Her türlü fotoğraf ilgi alanımda, ayrım yapmadan binlerce fotoğrafçının onbinlerce fotoğrafına boş vakitlerimde bakıyorum. Bu çekimlerime de yansıyor, portre ya da manzara da çekerim, börtü böcek makro da J ama hangisinden zevk alıyorsun dersen insan çekmek ayrı. İnsan çekerken bir etkileşim ve hatta çektiğiniz insanın yaşamına bir şekilde girmiş olmak, onun yaşamından bir kesiti ölümsüzleştirmenin keyfi çok daha güzel. Hal böyle olunca da fotoğrafın duygusu, bana hissettirdikleri ön plana çıkıyor. Bazen güzel bir manzara ya da gökyüzünde süzülen bir kartal da duygularımı harekete geçirebilir ama insan fotoğraflarındaki kadar duygu çeşitliliği o alanda yok diye düşünüyorum. İnsan ön planda olunca da eskilerden Lewis HINEEugene SMITH, Henri CartierBRESSON,August SANDER ve Ara GÜLER fotoğrafları beni en çok etkileyenler diyebilirim...

Son yıllarda dijital teknolojinin tüketiciye sunduğu pratiklik ve film masrafı sorununu ortadan kaldırması neticesinde fotoğrafa olan ilgi oldukça arttı. Dijital teknolojinin pratik ve ekonomik oluşu dışında fotoğraf paylaşım sitelerinin ve sosyal medyanın sağladığı fotoğraf paylaşma imkânı da bu ilgiyi körüklemiş olabilir mi? İnternet olmasaydı bizi fotoğraf çekmeye motive eden şey ne olurdu?

İnternet olmasaydı fotoğraf yine olurdu ama bu kadar yaygın olmazdı tabiiki. Önce neden fotoğraf çekiyoruz bir sorgulamak lazım! Çektiğimiz fotoğrafları birileri görmeyecekse hiç bir anlamı yok, böyle olunca da ne kadar çok insana ulaşıp fotoğraflarınızı paylaşabiliyorsanız o kadar çok tatmin oluyorsunuz. İnsan doğası gereği egosu okşanması gereken bir varlık, Fotoğraf paylaşım siteleri ve sosyal medya da aferin almak bu anlamda çok motive edici oluyor ve bu paylaşım artınca da eğer ki biraz da güzel fotoğraf çekiyorsanız bırakmanız zorlaşıyor. İnternet’i kapattığınızda bizi bu kadar motive edecek paylaşım alanı olarak geriye sergiler, basılı medya ve yarışmalar kalıyor... Bir sergi açmak ya da yarışmadan derece almak veya bir dergide fotoğraflarınızı yayınlamak için de sıkı fotoğraf çekmeniz lazım, yani eski fotoğraf sanatçılarının bu anlamda hakkını vermek lazım.

Fotoğrafçılığı hobinin ötesinde meslek olarak yapmak isteyenler ne yapmalı ve ne yapmamalı?
Zor bir soruya klasik cevap olacak ama kervan yolda düzülür! Bir şekilde yola koyulmaları lazım, imkanları neyse onunla başlayacaklar. İlla Profesyonel fotoğraf makinası ve lenslere sahip olmak şart değil, iyi fotoğraf işleyebilmek de ayrı bir yetenek ve sanatçı dokunuşu gerektiren bir alan. Kendilerini hazır hissettiklerinde güzel bir porfolyo hazırlamaları (web sitesi şeklinde de olur) ve kendilerini müşterilere, ajanslara tanıtmaya başlamaları lazım zira kimse arayıp da sizi bulmaz! Önce sizden haberleri olması lazım birilerinin. Biraz daha profesyonel düşünüyorsanız ve yatırım gücünüz varsa PR olmazsa olmazlardan. İyi fotoğrafçı olabilirsiniz ama maalesef bunun duyurulması, bazen şişirilerek de olsa günümüz koşullarında gerekiyor. Bir başka nokta da nerede açık varsa oraya yönlenmek. Sonuçta bu işi para kazanmak için yapacaksanız kendinizi tanımanız kadar sektördeki açıkları da belirlemeniz lazım. Herkes doğum, düğün fotoğrafçısı ya da moda fotoğrafçısı olma hevesinde! Biraz absürd olacak belki ama en detaylı fotoğrafı ben çekerim kardeşim diyip mikro-fotoğrafçılıkla başlamak bile bir pazarlama aracı olabilir! Ya da en iyi konser fotoğrafını ben çekerim, gece fotoğraflarından benden iyisi yoktur diyebilmek... Biraz da dik durabilmek önemli ama ayarında. Mesela bana gelseler (gelmediler ya) düğün fotoğraflarımızı çeker misin deseler herhalde fiyatım 10bin lira’dan aşağı olmaz ama 300 lira’ya düğün fotoğrafı çekildiğini düşünürsek gelmezler tabi, taaki başlarına kötü birşey gelinceye kadar J.  Bir eğitimde öğrencilerimden birisi Fransa’da yaptığı düğün fotoğraflarını getirdi bunlar kurtulur mu diye sordu, o kadar kötü fotoğraflardı ki patlak, berbat işlenmiş hiç bir şekilde kurtuluşu yok!  Önerim düğününüzü tazeleyin oldu. İnsanların kaçırılmaması gereken anlarının bu kadar ucuza fotoğraflanması bazen kötü tecrübeleri de hafızalara kazıyor yani... Arkasında duracak kadar iddialı olabiliyorsanız en güzeli, dik durmak dediğim budur... Ama bunu da ancak portfolyonuzla ortaya koyabilirsiniz!

Fotoğrafa ekrandan mı yoksa kağıt üzerinde mi bakmayı tercih edersiniz?
Kesinlikle kağıt üzerinden, özellikle de mat fine-art kağıtlar... Ama bu paylaşım siteleri ya da sosyal medya da fotoğraf izlemememi gerektirmiyor, oradaki fotoğraflara bakarken bile bunun baskısı ne güzel olurdu diye içimden geçiyorsa o fotoğraf benim için iyi fotoğraf demektir.

Rabarba projesi dışındaki fotoğraf projelerinizden kısaca bahseder misiniz? Özellikle Facebook üzerinden başlattığınız takas mantığına dayanan somut bir paylaşım platformu kurdunuz, sosyal medya ahalisi dijital görsellerini paylaştığı kadar somut fotoğraflarını paylaşmakta da cömert mi?
Rabarba’nın devamı yine mikrofon önünde olacak. Yine seslerini çokça duyduğumuz ama görmediğimiz insanlar, radyo spikerleri ve dj’leri. Ön hazırlıklarıma başladım, önce kimleri çekeceğimi belirlemem gerekiyor ki bu da iş arasında uzunca bir süreç, sonra çekimler başlayacak ki bu da nereden baksan 2 yıl sürecek bir proje.

Facebook üzerinden SanatBarter grubu ile insanların fotoğraf baskılarını satmaları veya ihtiyaçları ile takas etmeleri için bir platform oluşturmak istedim ama sanırım bu iş zor, facebook laylaylom için güzel bir platform ama iş ciddiye döküldüğünde kendi platformuna geçmesi yürümesi için gerekecek. Bakalım, şimdilik izlemedeyim yürüyecek gibi olursa...

Son olarak Rabarba projesi sergisini ne zaman görebileceğiz ve bu projenin kitabı da yayımlanacak mı?
Kitabı mutlaka olacak. Zamanı belirsiz, sponsor bulduğumuzda diyelim J Belki 2013 yılı içerisinde...



Hiç yorum yok:

Ara Güler Arşiv Serisi - İstanbul'un Vapurları

 Kıyıda, iskeledeki çocuklar, Haliç’in kayıkçıları her birini isimleriyle ezberlediğimiz şehir hatları vapurları, tepelerden koşa koşa indiğ...