Emin Özmen Röportaj


Fotoğraf: Bünyamin Aygün
Dünyanın en prestijli fotoğraf ödülleri olarak kabul edilen World Press Photo ödüllerinin  Spot News kategorisinde 2. olan ve bu ödülü 30 yıl sonra Türkiye'ye getiren Sabah gazetesi foto muhabiri Emin Özmen, aldığı ödül ve foto muhabirliği hakkındaki düşüncelerini Foto Gaste'ye değerlendirdi. (2 Mart 2013)

Üniversite yıllarında belgesel fotoğrafla ilgilenmeye başlamışsınız, hatta yapmış olduğunuz ödüllü foto röportajlarınız da var. Belgesel fotoğrafa yönelmenizi sağlayan şey neydi? Bu alanda idolleriniz var mı? 

Fotoğrafla teknik münasebetimi tamamladığım zaman belgesel fotoğraf dışındaki alanların gayet manasız ve sıkıcı olduğunu gördüm. Kaydettiğim anın bir belge niteliği olmalıydı, ve mümkünse de yaşadığım dünyaya bir hizmeti olmalıydı. Laf olsun diye fotoğraf çekmek istemedim hiç, veya duvara asacağım bir fotoğrafım olsun gibi derdim de olmadı. Belgesel fotoğraf ve hatta daha da özele inersek fotoğraf öykücülüğü yapmaya çalıştığım şey. Fotoğraflar sıraya dizerek bir hikaye anlatmaya, tanık olduğum olayları öyküleyerek aktarmaya çalışıyorum izleyene. Ve mümkünse yaşadığımız dünyadaki sorunlara yaklaşmaya çalışıyorum. Küçükte olsa etkim hayata fotoğrafla müdahale etmek istiyorum…Fotojurnalizm diye adlandırdığımız şey tam anlamıyla…Hem kişiliği hemde fotoğrafa ve dünyaya yaklaşımı ile James Nachtway'i izliyor ve örnek alıyorum. Paulo PellegriniYuri KozirevBenjamin LowyOliver Laban MatteiPep Bonetişlerini beğendiğim ve düzenli takip ettiğim isimlerin bazıları...





World Press Photo 2013 Spot
News kategorisinde 2. ödülü alan fotoğraf.
World Press Photo ödülünü kazanmak nasıl bir duygu?World Press Photo fotoğraf gazeteciliğinin sembolüdür. Dürüst, tarafsız samimi gazetecilik. Böyle bir oluşum tarafından takdir edilmek hoş bir duygu elbette. Birde vatanperver duygularım var işin içinde. 30 yıldır ülkemizin ismi ne yazık ki anılamadı bu oluşumda. Fotojurnalizme ve gücüne inanmış genç bir nesil doğuyor Türk medyasında. Şu an Türkiye'deki fotoğraf algısından çok daha uzakta, evrensel değer ve anlamları benimseyen bir nesil. Başarılı arkadaşlarımız yetişiyor ve inanıyorum ki hem fotoğraf gazeteciliği hemde ülkemiz adına başarılı işlerin altına isimlerini yazacaklar. Bu ödül birçoğumuz için kıvılcım olsun diye ümit ediyorum…






Ödül aldığınız fotoğraf gazetede yayınlanmadığı için yarışmaya göndermişsiniz, bu fotoğrafla dereceye girdiğinizi öğrendikten sonra gazetenizin fotoğraf editörüne teşekkür etmiş olmalısınız.

Ödül kazanan fotoğraf gazetede yayınlanmadı diye göndermiş değilim. Güçlü bir fotoğraftı, yayınlanmış olsa dahi yollardım. Ödül kazanacağını editörüm de fotoğraf servisindeki diğer arkadaşlarımda biliyorduk. 


Fotoğraf: Bünyamin Aygün

 Türkiye’ye 30 yıl sonra gelen bu ödüle medyanın ilgisi nasıldı? Nasıl tepkiler aldınız?Medya da ciddi bir ilgi gördü ödül elbette. Yıllardır bu ödülü kazanmayı arzulayan meslektaşlarımız orada bir Türk'ün isminin geçiyor olmasına oldukça heyecanlandılar. Uzun yıllar bu meslekte emek veren insanların övgü dolu sözlerini aldım. Sağolsunlar, bu heyecanı hep birlikte yaşadık.

Ödül aldığınız fotoğrafın çekildiği mekâna nasıl girdiniz? Bir savaş muhabiri çatışmanın ve şiddetin arasına nasıl sızar? Suriye'ye girmeye Türk Hükumetinin engeli vardı o dönem. Gazeteci dahi olsanız sınırın diğer tarafına geçmeniz mümkün değildi. Mayınlı arazilerden illegal bir şekilde girdim. Kullanılmayan ve pekte bilinmeyen güzergahlardan Halep şehrine ulaştım birkaç günde. Suriye de sivil ayaklanmanın başladığı Mart 2011 den sonra bir yıl geride kalırken,  kendilerine Özgür Suriye ordusu ismini veren direnişçiler  ile Esad birlikleri arasındaki çatışmalar Halep şehrine sıçramıştı.  Kentte yoğun bir bombardıman vardı. Muhaliflerin sığınmış olduğu bir okuldaydık. Akşam saatlerinde iki Esad Muhbiri yakalanarak okula getirildi. Sorgulanmak için okulun alt kısmına indirdiler. Refleks olarak takip etmeye başladım. Fotoğraf çekiyordum bir yandan, ama fazla dikkat etmemeye çalışıyordum. Olaylara uzunca bir süre tanık oldum. Sonrasında birliğin komutanı alt kata indi. Ve orada bulunmamamı istedi. Bende kameramı indirip sorgu odasını terk ettim. Bu insanlar yaklaşık iki yıldır savaş içerisindeler. Birçoğu yakınlarını kaybetti, evlerini hayatlarını ve belkide geleceğini yitirdi. Acıları var, onlara ve yaşadıklarına saygı duyuyorum. Fotoğraf çektiğim ortamlarda çok dikkat etmeye ve rahatsız etmemeye özen gösteriyorum.
 
BM Somali’de kıtlık ilan ettiği sırada oradaymışsınız ve gazetenize geçtiğiniz fotoğraflar sayesinde medyanın Somali’deki kıtlık olayına ilgi duymasına vesile olmuşsunuz, daha sonrasında da Somali için yardım kampanyası başlatılmıştı. Fotoğraflarınızın oradaki yardıma muhtaç insanların işine yaradığını görmek nasıl bir duygu?


Fotoğraf: Emin Özmen
Çektiğim fotoğrafların insanlık adına bir şeye yaradığına şahit olduğum ilk olaydı bu. Doğu Afrika'da son 60 yılın en büyük kuraklığı yaşanıyordu. Yüz binlerce insan yiyecek bir lokma ekmek bulamadığı için hayatını kaybediyor, gözlerinizin önünde kıvranıyorlardı. Onlar için birşey yapmak istiyorsunuz ve ne yapabilirsiniz ki. Elimde sadece bir fotoğraf makinesi var nasıl yardım edebilirim o insanlara. Sadece bu kaosu daha iyi anlatmak istedim. En iyi anlatacak fotoğrafların peşine düştüm. Ve bu fotoğrafların bir işe yaraması için dua ettim sadece. Haberi bitirip yolladım ve ertesi gün gazetenin birinci sayfasından manşet olarak girdi. Sonra yazı dizisine dönüştü, bir hafta boyunca olayı parça parça hikayeler halinde anlattım. Daha ben dönüş yolundayken gazetem ile Kızılay ortak bir yardım kampanyası başladı. Sonra buna diğer medya kuruluşları da katıldı ve yardım çığ gibi büyüdü. 450 milyon TL gibi bir rekora ulaştı ki bu Türkiye tarihinin gördüğü en büyük yardım kampanyasıydı. Gemiler ve uçaklar dolusu yardım gitti Somali'ye. Yardım çalışmalar 3 yıldır devam ediyor, ben aralıklarla Somali'ye giderek değişimi gözlerimle görüyorum. Gurur verici bir olay. Bu olay fotoğrafın gücüne inanmamı sağlayan ilk olay olmuştu. 


Tehlikeli bir coğrafyada yüksek adrenalin altında çalışmak mı ya da sıradan ve hayati tehlikesi olmayan bir yerde fotoğraf çek mi sizi daha yaratıcı kılar?
Fotoğraf: Bünyamin Aygün

 Farkı yok. Tehlike veya adrenalin arıyor değilim. Sadece yaşadığım dünyanın değişim dönüşümüne makinem ile tanık olmaya, belgeler bırakmaya çalışıyorum. Beni sadece eğildiğim konunun etki ettiği toğluluğun büyüklüğü daha yaratıcı kılıyor diyebilirim. Çektiğim fotoğraf on kişiyi ilgilendiriyorsa daha az motive oluyorum, daha büyük bir kalabalığı ilgilendiriyorsa daha fazla gibi…

Medya tarafından verilen savaş, afet veya buna benzer olumsuz haberlerin bir süre sonra sıradanlaştığını ve etkisini kaybettiğini düşünüyor musunuz? Cepheden veya olay yerinden ofise döndüğünüzde aktardığınız gerçeğin beyaz camın veya bir gazete kâğıdının üzerindeki sıradan bir görsele dönüştüğünü düşündünüz mü? Medya nın olaylara yeterince insani duygularla yaklaştığını sanmıyorum. Samimi oldukları konusunda da ciddi şüphelerim var. Benzer konularda düzenli olarak bir gayet yapay 'acitasyon' durumu mevcut. Ve olayları sıradanlaştıran şey bu aslında. 

Cep telefonu çıktı mertlik bozuldu mu? Sosyal medya herkesi foto muhabiri yapabilir mi?Cep telefonları ile fotoğraf üretmek çok kolay artık. Bunu fotoğraf gazeteciliği için kullanan ve dünyanın önde gelen yayınlarında yayınlayan insanlar var. Libya da İphone ve uygulamaları ile kaydedilen fotoğraflar TIME dergisinde yayınlanmıştı. Sadece evrensel yayınlara fotoğraf ulaştırmak gibi bir gaye edinmeye de gerek yok, yurttaş gazeteciliği diye bir mevzu var. Birçok insan mobil telefonları ile tanık oldukları konuları sosyal medyada kullanarak bahsi geçen yurttaş gazeteciliğini hayata geçirmiş vaziyette.

Fotoğraf dünyasını salt foto muhabirliği penceresinden mi takip ediyorsunuz?  Estetik kaygılarla çekilmiş sanatsal tarzdaki veya dijital müdahale ile yapılan dijital çalışmaları nasıl değerlendirirsiniz?  Fotoröportaj ve fotojurnalizm benim fotoğrafı algıladığım ve ürettiğim şekli. Ama fotoğrafın diğer alanları ile de ilgiliyim. Sanatsal kaygılar ile üretilmiş işlerden de keyif alıyorum. 

Ülkemizde fotoğrafa çekmeye olan ilgi çok yoğun ama aynı ilgi fotoğrafın (sergi, foto albüm, foto kitap vb.)  kendisine duyuluyor mu? Çektiği fotoğraflar ile en kısa yoldan bir sergi yapma derdinde zaten insanların büyük bir kısmı bu ülkede. Bir köşeyi boş dönseniz diğerinde bir fotoğraf sergisine rastlamamanız mümkün değil. Bu iyi mi kötü mü tartışılır. Ama bir fotoğraf albümü satın alarak evinde veya ofisinde küçükte olsa bir fotoğraf kütüphanesi oluşturma kültürü mevcut değil bu ülkede. Bunu hem vatandaşlarımızın hem kültür düzeyine, hemde ekonomik koşullarına bağlıyorum ben. Yani iki konuda geliştikçe fotoğraf yayıncılığı da gelişecektir...
Fotoğraf: Bünyamin Aygün

 Bu güne kadar çektiğiniz fotoğrafları bir sergide veya kitapta toplamayı düşünüyor musunuz? Çektiğim fotoğrafları dört kez albüm haline getirdim. Albüm yaptığım işin kalıcı olması yönünden oldukça önemli benim için, önümüzdeki yıllarda da albüm çalışmalarım olacak. Ama sergi konusunda aynı heyecanı duymuyorum malesef...

Samimi sohbetiniz için teşekkürler.
Ben teşekkür ederim.


Röportaj: Göksel Kayış

Not:Bu röportaj kaynak (link) gösterilmek koşulu ile yayınlanabilir.

Hiç yorum yok:

Ara Güler Arşiv Serisi - İstanbul'un Vapurları

 Kıyıda, iskeledeki çocuklar, Haliç’in kayıkçıları her birini isimleriyle ezberlediğimiz şehir hatları vapurları, tepelerden koşa koşa indiğ...