Dilan Bozyel Röportaj


Fotoğraf: Osman Çetinkaya
Dilan Bozyel
1985 Yılında Diyarbakır’da doğdu. İstanbul’da okuduğu üniversiteden ayrılarak İngiltere'ye yerleşti. London College OF Communication’da reklamcılık ve sanat yönetimi, London Academy Of Art & Media & TV’de ise fotoğrafçılık eğitimi aldı. Londra’nın yanı sıra Türkiye’de birçok şehirde sergi açtı. Türkiye’ye döndükten sonra moda fotoğrafçılığı çerçevesinde VOGUE Türkiye başta olmak üzere birçok dergi ile çalıştı.



Merhaba, katıldığınız son karma sergi olan ‘Yakın Menzil‘ den kısaca bahseder misiniz?
İstanbul Modern Sanat Fotoğraf Galerisi' nde Mayıs 2013' de açılan Yakın Menzil isimli sergide 18 sanatçının kendi hayatlarını anlattığı eserleri sergilenmekte.

Danışma kurulunda değerli isimler; Orhan Cem ÇetinMurat GermenMerih Akoğul ve Sıtkı Kösemen var. Fotoğraf bölümü yöneticisi ise sevgili Sena Çakırkaya. (24 Ekim 2013)
Fotoğraflar: Dilan Bozyel
Sergilenen eserimin ismi 'Karışık Aklım ve Dunning-Kruger Sendromum' . Polaroid ve not defterimden oluşan bir seri. Fotoğraf ile tanışma dönemim ve benim bilinçsizce, belki de içgüdüsel olarak fotoğrafa, sanata sarılış hikayem. Riskleri, engelleri ve hatta derinliğini hesap etmeden bir sanat havuzuna dalışım. Herhangi bir eğitim ile değil, tamamen ağır atlattığım bir hastalık sürecimdeki seçimim. 
Ve bu kararımın, sonraki ve bugünkü günlük hayatımda etkileri. Karar verirken ağır travmalı sanrılar atlatışım. Psikiyatristlerin tespitleri. 
Öyle büyük kararlardan da bahsetmiyorum aslında, mesela ped veya tampon, uçak veya otobüs yolculuğu gibi ikilemlerimi izleyiciye iki pencereden sunuyorum.
Diyarbakır’da doğup Londra’da eğitim almış bir fotoğrafçı olarak dünyaya hem doğudan hem de batıdan bakmak fotoğraflarına nasıl bir perspektif katıyor? 
Bir röportaj sorusunu yanıtlarken sanatla uğraşan muazzam bir insan profili çizmem gerektiğini düşünmediğim için rahatlıkla söyleyebilirim ki; çok arada kalıyorum.
Bir yanım beş ileri koşarken, diğer yanım dört geri gidiyor. Ama bu bir imdat çağrısı değil. Çok keyif alıyorum. İyi ki böyleyim, Diyarbakır' da doğmuşum, anne tarafım Kıbrıs-Limasollu, Londra' da okumuşum, doğu batı bir ton şehir koklamışım, İstanbul' da dururken bir ayağım dünyaya pergel misali çizikler atıyorum. 
Evrendeki bu sabit olmayan dengeli koordinasyonum bana şöyle şöyle bir perspektif katıyor demem biraz ukalalık olabilir sanırım, gördüğünüz gibi şeyler katıyor demek daha doğru sanki.
Çocuk gelinler sorununu konu alan ’’Babam Beni Sevmiyor’’ isimli projenizi Londra’da sergilediniz, aldığınız tepkiler nasıldı?
Fotoğraf: Dilan Bozyel
Sanatseverlerin ilgisi şaşırttı beni. Serginin açık olduğu bir ay boyunca neredeyse her gün mailler, telefonlar aldım. Galeride tanışma, söyleşi günleri düzenledik. İnsanların ortak sorusu 'biz nasıl yardımcı olabiliriz bu sorunu çözmek için?' idi.
İngiliz basınından çok Türk, Kıbrıs ve Kürt basını bir hayli ilgilendi. Orada sergilenen edisyonları Londra' daki bir Türk-Kürt kadın derneğine hediye ettim, çünkü oraya sığınan hali hazırda onlarca kadın var, onların yanında olduğumuzu ve elimizden geleni sonuna kadar ortaya koyacağımızı hep hatırlasınlar istiyorum duvarda fotoğraflarımı gördükçe.


Sosyal sorumluluk projelerinde yer alarak fotoğraflarının somut olarak birilerinin işine yaradığını görmek nasıl bir duygu? 
Yüzde yüz çözüme ulaşmasına yardımcı olabilirsem bir gün, denize bakan ılık bir yelin estiği yüksek bir kayaya bir at sırtında yaklaşıp, at ile vedalaşıp kendimi o kayadan denize bırakabilirim.
Böyle bir duygu.
Bir röportajda ilham aldığınız fotoğraf sanatçısının Diane Arbus olduğunu söylemişsiniz. Arbus’un karelerinde sizi etkileyen şey nedir?
Fotoğraf: Göksel Balaban
Güzel fotoğraf çekmek artık çok kolay. İyi bir makineye bile gerek yok. Üç saatte bin fotoğraf çek elbet içinden 'çok güzel' diyeceğimiz en az üç kare çıkacaktır, zaten.
İçeriği, yani kompozisyonu, sanatçının gözünden aktarılış biçimi, sanatçının hayatının bakış açısına etkileri beni titretiyor.
Diane Arbus, tutkusu ile ona dünyanın dayattığı standart yaşam arasında bocalayan derin bir kadınmış. Bir fotoğraf makinesi ve bir aşk, bu kadını çocuklarından bile vazgeçirebilmiş. (Üstelik iki çocuğu da sonrasında başarılı ve harika insanlar olarak büyümüşler, bu da Diane Arbus' un başarısı bana göre) 
Diane Arbus, dünyanın çarkını bozan 'güzellik' anlayışına karşı savaş açmış bir Don Kişot. Estetikli, seksi, tarz(!) sahibi, popüler, plastik, geçici etkide olan görüntüler yerine; size kusurlu gelen bana kusursuz gelen 'gerçek güzelliği' karelemiş. Hayatını intiharla sonlandırmış olması da cabası. Büyük konuşmak değil derdim, fakat Diane Arbus' un adını bile zikrettiğimde damarlarımdaki kan titriyor; hissediyorum.
Hayalini kurduğunuz ütopik bir fotoğraf projesi var mı ve bu düşünüzü hangi ülkede gerçekleştirmek isterdiniz?
27'imden önce sorsaydın bu soruyu, yani hayatın kaç bucak olduğunu apaçık görmeden önce; İran' da self-nü karelerimi sergilemek isterdim gibi bir cevap verirdim, sanırım.
Ama şimdi, bir Ay yolculuğunda, Ay' a ayak basıp fotoğraf baskılarımı kara deliğe saçmak isterim, diyebilirim.
Fotoğrafta özgün bir tarz yakalamanın sırrı nedir? 
Bir proje değil hayatım. Ne hissediyorsam onu yapıyorum, çok-yüreğimin ve çoktan biraz az mantığımın uzlaştığı bir üs kurmuşum kendime. Dolayısıyla ben bilirkişi değilim. Bu soruyu bir sanat eleştirmeni cevaplamalı sanki, bence.
Moda çekimleri nihayetinde ticari amaçlı çalışmalar, firmaların istekleri ile kafandaki fikirleri nasıl örtüştürüyorsunuz? Ticari bir çekimin kurgusu ile sanatsal bir çalışmanın kurgusu arasındaki farklar nelerdir?
Müşterinin fikirleri, ne istediği elbette ön planda yer alır ticari çekimlerde. Fakat zamanla edinilen tecrübe ile ve piyasanın içinde 'şu reyonun şu rafındaki' fotoğrafçı olarak yer alınca; genelde yakın frekanslardaki istekler bir araya gelip çalışıyor. 'Bu çekimi Dilan Bozyel yapar, yapmalı' diyorlar ve kapımı çalıyorlar. Ben de sonuna kadar açıyorum kapımı, karşılıklı bir inanç oluyor çünkü.
Fikir, konsept ve çekim de bu doğrultuda yürüyor.

Moda ve -reklam fotoğrafçılığı açısından baktığımızda internet medyası eskiye göre daha mı hızlı olmayı gerektiriyor? 
Bunu da bir sosyal medyacıya sormak gerekiyor. Ben bana Tanrı' nın sunduğu yetenek veya algımla, Tanrı' nın avuçlarının içinde üretmeye çalışan tarafım. Stratejiler, sosyal medya ve blablalar benim vücudumda olmayan bir departman.
Bir roman, şarkı ya da bir filmden etkilenerek kurguladığınız bir proje var mı?
Benim kutsal kılavuzlarım romanlar, şiirler, şarkılar, filmler, fotoğraflar, resimler.

Fotoğraf çekimleri sırasında müzik dinler misiniz, dinliyorsanız ne tarz?

Her tarz. Prenses gönlüm ne isterse dinliyorum. Mesela bu sabah uyandığımda Noir Desirdinliyordum, şu an Niyaz çalıyor bilgisayarda, birazdan toplantıya hazırlanırken Levent Yüksel dinleyeceğim. Sadece duş alırken bir ritüel misali (ki benim düşünme sürecimdir su altında zaman geçirmek) Bach dinliyorum son dokuz yıldır.

Bir son soru klasiği; önümüzdeki günlerde yapacağınız yeni projeler var mı, kısaca bahseder misiniz?
Bir son cevap klasiği;
14 Kasım' da Bronx' da bir müzik atölyesi düzenliyorum. İçerik ve detayları facebook, twitter ve yakında duvarlarda göreceğiniz afişlerde bulabilirsiniz.
17 Kasım' a dek İstanbul Modern Sanat Müzesi Fotoğraf Galerisi' nde açık olan Yakın Menzilsergisinde sergilenen çalışmamı görebilirsiniz.
Henüz angarya hayat akışından kopmayı başaramadığımdan deli gibi tutuştuğum iki projeyi sonlandıramadım, onu da zamanla inşallah paylaşıyor olacağım.

Samimi sohbet için teşekkürler.
Ben teşekkür ederim.


Röportaj:Göksel Kayış
Bu röportajın tamamı veya bir kısmı, kaynak ve link gösterilmek koşulu ile yayınlanabilir. 

Hiç yorum yok:

Ara Güler Arşiv Serisi - İstanbul'un Vapurları

 Kıyıda, iskeledeki çocuklar, Haliç’in kayıkçıları her birini isimleriyle ezberlediğimiz şehir hatları vapurları, tepelerden koşa koşa indiğ...