Erdal Kınacı Röportaj



www.erdalkinaci.daportfolio.com
Farklı bir meslek icra ederken hobi olarak başladığınız fotoğrafçılığa profesyonel bir boyut kattınız. İşlerin bu noktaya geleceğini tahmin etmiş miydiniz?
Geleceğe dair önsezi, tahmin konusunda son derece başarısız olduğumu söyleyebilirim. Fotoğrafa da amatör olarak eş-dost kareleri çekerek başlamıştım. Bir parça gelişme gösterdiğimi kabul ederek hala amatör olduğumu belirtmek isterim.

Çalışmalarınızda insanı odak noktasına alan konular seçiyorsunuz. Seçtiğiniz konular sıra dışı ve anlatmaya çalıştığınız olayı estetik kaygısı gütmeden tüm gerçekliğiyle o an neyi gerektiriyorsa aktarıyorsunuz. Fotoğraf sizce sarsmalı mıdır?
Size bu şekilde hissettirebildiysem ne mutlu… Oysa genelde olayları “estetize” etmekle eleştirilirim. Ben haber fotoğrafçısı veya belgeselci değilim. Hiçbir zaman öyle bir iddiam da olmadı. Sadece fotoğrafı kullanarak küçük hikâyeler anlatmaya çalışıyorum. Gerçekleri aktarmak, belge oluşturmak gibi kaygılarım yok. O işi düzgün yapan zaten bir yığın insan var. Bir ben eksik değilim.




Projelerinizde konusu zor olan seçimler yapıyorsunuz, çekim aşamalarında gerginlik yaşadığınız anlar oluyor mu ve karşıdaki kişinin size güven duymasını nasıl sağlıyorsunuz?
Ya evet ağzımın payını alıp oturmadan önce çekilmemişi çekmek, yapılmamışı yapmak gibi çabalarım oldu. Haklısınız zor konulardı. Gerginlik, sıkıntı, hatta şiddet gördüğüm zamanlar oldu. Yılmadım, başladığım işi bitirmeye gayret ettim. Sonunda cezaevine girmemiş olsam “BAŞARDIM” diyeceğim ama içimde eksik kalan çok şey olduğunu hissediyorum.
Güven konusu ise tarif edilecek bir şey değil. Karşıdakinin güvenini sarsacak davranışlar geliştirmezseniz insanlar size zaten güvenir. Bunun belli kalıpları, formülleri olduğunu sanmıyorum.


Sizi çok sevdiğiniz bu hobiden soğutan olaylar yaşadınız, tekrar deklanşöre basma isteğini tetikleyen şeyler neydi?
Model sözleşmelerim olduğu halde izinsiz fotoğraf çektiğim iddiası ile 52 gün cezaevinde tutuklu kaldım. Bu yaşadığım olayı fotoğraftan kaynaklanan bir olumsuzluk olarak algılamadım. Zor günlerdi ama buna sebep olan başta kendi tedbirsizliğim daha sonra insanların kötü niyetiydi. Bu nedenle bir soğuma, geri çekilme yaşamadım. Aksine cezaevi günlerinde savcılığa defalarca dilekçe yazdım.  Bana bir makine verin, içeride boş oturuyorum, insanlara anlatayım. “Birlikte fotoğraf çekelim, cezaevinde sergi açalım” Gibi önerileri sıkça tekrarladım. Dilekçelerime cevap gelmedi ama sonunda savcı gelip “Kardeşim sen deli misin?  Fotoğraf çekmekten yatıyorsun, içeri makine istiyorsun, sen de hiç mi mantık yok, olacak şey mi?” şeklinde azarladı.


Hayalinizde olan ütopik bir proje var mı?
Çocukluğumda gittiğim kadınlar hamamını o zaman ki eğlenceli hali ile doğallığını bozmadan kiri-pası ile bugünkü aklımla fotoğraflamak isterim. Bir de askerlik kavramını (yaşadığım şekilde) anlatmak istiyorum.  Bu konuda bir takım girişimlerim oldu. Hatta bir dizi fotoğraf ta çektim. Ancak henüz çok başındayım.

Fotoğraf günlük hayat akşının doğru anda dondurulması mıdır? Sokak ve belgesel fotoğrafçılığının dışında belli bir kurgu çerçevesinde oluşturulan konsept çalışmalar hakkındaki fikirleriniz nelerdir?
Fotoğraf hayatın normal akışının tüm gerçekliği ile dondurulmuş hali değildir. Fotoğraf gerçeği söylemez. Bir yorumdur. Fotoğrafçının o an ki duygu durumunu yansıtır. Olan değil, fotoğrafçının göstermek istediğidir, gördüğümüz…
Sokak fotoğrafçılığı diye bir kavram son dönemlerde dillendirilir oldu. Literatürde böyle bir tanımlama yok. Belgesel tamam ama sokak fotoğrafçılığı nasıl bir şey tam olarak anlamış değilim. Kedilerden filan türedi sanırım, hani ev kedisi- sokak kedisi deriz ya öyle bir şey sanırım.

Kurgulanmış fotoğraf ise iyi-zekice yapılmış ise tadından yenmez.
Belgesel ve haber fotoğrafını ayrı tutarak söylüyorum. Fotoğraf çekim öncesi makyaj-yaratma düzenleme vs. yapılarak veya çekim sonrası fotoğraf işleme programları marifeti ile yorum katılarak oluşturuluyorsa sanat adına daha değerlidir.
Tüm sanat dallarında bir yaratma süreci vardır. Sanatçı eserine kendinden bir şeyler katarak üretir. Fotoğrafta ise ancak yukarıda tarif ettiğim şekil kullandığı vakit ortaya çıkan son ürüne eser diyebiliriz. Yoksa fotoğraf sanatın çok uzağında kalmaya mahkûmdur.



National Geographic yarışmasındaki kazandığınız ödülün tanınırlığınızı arttırması dışında ne gibi olumlu etkileri oldu?
National geographic prestiji yüksek bir yarışma. Orada dünya birinciliğini almak yüz binlerce fotoğraf arasında kolay değil. Bunun yaşattığı bir gurur elbette var. Fakat sonuçta bir yarışma ve her yıl bir başkası kazanıyor. Özetle yaşanılan gurur ve torunlara bırakılacak bir küçük heykelcik dışında olumlu bir etki hissetmedim.


Ülkemizde nü fotoğraf ya da nü sanata bakışın iyi olmadığını biliyoruz. Son zamanlardaki muhafazakâr sanat tartışmaları doğrultusunda çekmiş olduğunuz nü fotoğraflara olan tepkiler nasıl?
Porno ile Nü arasında çok ince bir çizgi var. Çizginin bir tarafı estetik ise diğer tarafı istismar… Bu ince çizgiyi aşmamak dengeyi sağlam tutmak kolay değil. Buna azami özen gösterdiğimi söylemeliyim. Bu nedenle Nü fotoğraflarım için pek olumsuz eleştiri aldığımı veya kınandığımı söyleyemem. Belki de diğer birçok konuda o kadar çok eleştiriliyorum ki nü-ye fırsat kalmıyordur.


Size ilham veren fotoğrafçılar kimler?
Çek fotoğrafçı Jan Saudek’i çok beğenirim. Yeni nesil fotoğrafçılardan da ilgiyle takip ettiğim insanlar var. Birçoğunda istikrarsızlık ve kendini tekrar görüyorum. Bu canımı sıkıyor ama zamanla düzeleceğini umut ediyorum.

Analogdan dijitale geçişle birlikte iki teknoloji arasında artısı ve eksisiyle birlikte ne gibi farklar gözlemlediniz?
Analogun bir artısı kalmadı. İlk zamanlar derinlik, ton vs. yakınırdık şimdilerde o sorunlar fersah fersah aşıldı. Son zamanlarda aynasız makineleri deniyor ve geleceğin bu teknolojide olduğunu görüyorum. Nostalji olsun diye film bulabildiğim zamanlarda hala orta format bir şeyler çekiyor ama eziyeti, fazla mesaiyi görünce anında vazgeçiyorum.

Dijital-analog çekişmesi ve buna bağlı olarak analog film üretiminin gelecekte biteceği öngörüldüğüne göre yorgan gitti kavga bitti mi olacak ya da bu durum gelecekte analog teknolojiyle çekilen fotoğrafların değerinin artmasına mı sebep olacak?
Zaten istediğiniz filmi bulmakta çok zorlanıyorsunuz. Doğrusu buzlukta sakladığım stok tükendiğinde tekrar film arayacağımı da zannetmiyorum. Yorgan gideli yıllar oldu. Kavga ise analogun nakavt olması ile sonlandı. Değer artması diye bir şey ise söz konusu bile olamaz. Fotoğrafı ne ile çektiğiniz hiçbir zaman önemli olmadı. Ne çektiğiniz nasıl çektiğiniz her zaman daha önemliydi.

Portfolyonuzda siyah-beyaz çalışmaların yoğunluğu dikkat çekiyor, farklılık olması açısında renklerin baskın olduğu (ispanyadaki domates festivali vb.) bir proje yapmayı düşündünüz mü?
Fotoğraf çekmeye başladığımda ülkemizde henüz renkli film yoktu. Siyah Beyaza yatkınlık biraz da o yüzden, bunun dışında oluşturduğum kompozisyonda renk illa gerekli değilse, oyumu renksizden yana kullanıyorum. Domates Festivaline rastlarsam elbette fotoğraflarım. Kan kırmızı fotoğrafları da ilk size gösteririm.


Emek harcamadan binlerce fotoğrafa kısa sürelerde bakıp tüketiyoruz, fotoğrafa kolay erişim onun değerini azaltmış mıdır?
Fotoğrafta bir değer azalması söz konusu değil. Aksine siz de farkındasınızdır. Son dönemde yükselen değer haline geldi. Çok değil on yıl öncesinde Türkiye’de fotoğraf ile uğraşan sayılı insan vardı. Az kişiydik ve birbirimizi tanırdık. Şimdi, fotoğraf paylaşım sitelerinin yüz binlere yaklaşan üyeleri var. Bu insanlar an be an fotoğraf çekip paylaşıyorlar. Ne kadar çok olursa olsun, çekilen her bir kare değerlidir. Yüz yıl sonra bu karelere bakılarak hakkımızda bir şeyler öğrenecekler. İyi fotoğraf ise hemcinslerinin miktarından bağımsızdır. Az bulunur ama iyi kare iyi karedir…

İnternet üzerinde görsel bakış açımızı geliştirmek için görebileceğimiz yüzlerce fotoğraf sitesi var, yeni başlayan veya amatör düzeyde olan kullanıcıların estetik bakış açılarının gelişimi açısından tavsiye edebileceğiniz fotoğraf siteleri var mı?
Fotoğraf sitelerinin ne yaptıklarından çok yayınlanan fotoğrafların çeşitliliği ve kalitesi önemli, sadece ustaların, iyi fotoğrafçıların süper karelerine bakmak kişisel gelişim için yeterli değildir. Nerede yanlış yapılmış, doğrusu nasıl olmalıydı gibi sorular eşliğinde izlenen kötü fotoğraf ta en az iyisi kadar eğiticidir.

Reklam, haber, anı vb. amaçlar dışında çekilen sanatsal fotoğrafların işlevsel bir değeri var mıdır? Dolayısıyla sizce fotoğraf ne işe yarar?
 Reklam, tanıtım fotoğrafları belli bir amaca hizmet eder. Hizmet ettiği obje veya suje ile birlikte vardır. Aynı şeyi haber fotoğrafları için de söyleyebiliriz. Çok kaba bir tarif olacak ama bağlı olduğu haberin zamanı geçtiğinde haber fotoğrafının da işlevi bitmiş olur. Bu tarifin İstisnaları elbette vardır fakat bu kategorileri sanat adına yapılan fotoğraftan ayrı tutmak gerekir.  
Sanat kaygısı ile yapılan fotoğraf ne işe yarar sorusunun cevabı ise basittir. Resim, müzik, heykel ne işe yararsa fotoğraf ta o işe yarar. Maddi fayda beklemek anlamsızdır.

Günümüzde sayıları hızla artan fotoğraf kritik sitelerinin eleştiri kültürüne olan katkısı ya da olumsuz etkisi hakkında düşünceleriniz nedir?
Fotoğraf paylaşım sitelerinin fotoğrafa olumlu katkısı yadsınamaz. Kullanılan dilin, üslubun muhakkak önemi var fakat bundan daha önemlisi insanların ilgisini fotoğrafa yöneltmek ve fotoğrafın bir değer olduğu konusunda bilinç oluşturmak adına bu sitelerin pozitif etkisi yüksektir.
Bu siteler ilk kurulduğu zamanlarda kullanıcıların yanlış yönlendirildiğini düşünüyorum. “İzlediğiniz fotoğraf size ne düşündürüyor? Sizde hangi duyguları uyandırdı? “ gibi sorular yerine kadrajı, kompozisyonu, estetiği değerlendirmeleri istendi. Kompozisyon özellikle estetik günlük kullanımının aksine ağır kavramlardır. Bir çırpıda iki kelime ile tarif edilmesi zordur. Hal böyle iken bahsettiğimiz sitelerde yer alan eleştirilerde komik hatta absürt bir takım tanımlamalar olması doğaldır.

Fotoğraf çekmek öğrenilebilir mi yoksa yetenek gerektiren bir iş midir?
Elbette öğrenilir. Eğitim, pratik ve gözlem yapılması sonucu doğru fotoğraf çekmek öğrenilir.
Ancak doğru fotoğraf demek, iyi fotoğraf demek değildir.
Yine iyi fotoğraf içeriği iyi olan fotoğraf anlamına da gelmez. İyi fotoğraf demek kurallara uygun çekilmiş fotoğraf ta değildir.
İyi fotoğraf hikâyesi olan fotoğraftır. İzleyeni şaşırtan gri hücrelerine yer eden, amacı olan fotoğraftır. İşte tam burada yetenek devreye girer. Eğitim ile doğru fotoğraf çekmek öğrenilir ama fark yaratan fotoğraflar, fotoğrafçının yeteneği, yaratıcılığı ile şekillenir.


İyi bir fotoğrafı çok iyi ekipman sayesinde mi ya da iyi bir göz ve bakış açısıyla mı çekeriz?
Fotoğraf beyin ile çekilir. Makine araçtır. Ekipmanın önemi elbette vardır. Fakat öyle büyük paralar harcayarak üst düzey aletler edinerek iyi fotoğraf çekilmez. Harcanan o para ekipman değil kişisel gelişime harcansa daha doğru olur.

Marka fetişizmi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Komik…
İşin eğlenceli kısmı bunlar. Takım tutar gibi Canoncu-Nikoncu olmak garip olsa da eğlenceli…

Bilgisayar müdahalesi yapılan fotoğraflar bazı fotoğraf severler tarafından tepki topluyor. Manipülasyon ya da kurgusal çalışmalar fotoğrafın ruhuna aykırı mı? Fotoğraf yalın, sade ve gerçekten o anı olduğu gibi mi yansıtmalı?
O anı olduğu gibi yansıtmak fotoğrafın işi değildir. Her fotoğraf deklanşöre basana gör şekillenir. Onun duygusuna, düşüncesine, dünya görüşüne göre oluşur.
Körfez savaşı sırasında çekilmiş bir fotoğraf vardı;
Üç farklı kadraj ile dünya medyasında yer aldı. Birincisi fotoğrafın orjinaliydi. İçeriğini kabaca tarif etmek gerekirse;
'Yerde oturan yaralı bir ıraklı çocuk, çocuğun solunda ona matarası ile su ikram eden Amerikalı asker ile çocuğun hemen sağında (güvenlik sağlamak için olsa gerek) silahını yaralı çocuğa doğrultmuş bir başka asker vardı.
Irak medyası bu fotoğrafı soldan kırparak, yaralı çocuğa silahını doğrultmuş asker fotoğrafı olarak yayınlarken, Amerika medyası sağdan kırpıp yaralı çocuğa kendi matarası ile su içiren asker fotoğrafı olarak yayınladı.'' 

Yukarıda anlattığım medyanın fotoğrafı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmasına örnek olarak görülse de aynı manipülasyonu fotoğrafçı da rahatlıkla yapabilirdi. Objektifini hafif sağa kaydırarak çekse farklı sola kaydırarak çekse farklı bir kare elde edebilirdi.
Sonuçta vizör denilen daracık bir pencereden gördüklerimizi yansıtmaya çalışıyoruz. O daracık pencere ise kendi içsel penceremizden başka bir şey değil.

Bu olayın bir yönü iken işin diğer tarafında sanatsal kaygılar yer almaktadır.
Yukarıda bir soruya verdiğim cevabı burada tekrar etmek istiyorum;
Tüm sanat dalları bir yaratma, bir yorumlama süreci içerir. Ressam imgelemlerle hareket eder ve olmayan bir şeyi ortaya koyar. Müzisyen de keza aynı şekilde kendi yorumu ile olmayan bir şeyi oluşturur.
Oysa düz fotoğraf öyle değildir. Yanlış olarak var olanı kaydetme çabası yanılgısına düşer.
Belgesel ve haber fotoğrafını manipüle etmek ahlaksızlıktır. Ama sanat adına yapılan fotoğrafta yaratıcılık ve yorum olması gerekir.
Fotoğrafçı bu yorumu ister çekim öncesi kurgu-koreografi-makyaj olarak yapar isterse çekim sonrası fotoğraf işleme programları marifeti ile yapar.
Bu müdahale doğru yapılmışsa ve içerinde yaratıcılık barındırıyorsa son ürün olan kareyi sanata daha çok yaklaştırır.


Teknolojinin gelişimiyle geçmişe göre çok daha fazla insanın fotoğraf çekebilmesi aslında işi daha demokratik hale getirmiş gibi gözüküyor, bu durum rekabeti arttırmış mıdır?
Artırsın tabii, fotoğraf kimsenin tekelinde değildir. Özellikle İstanbul dukalığının fotoğraftan elini çekmesinin vakti çoktan geldi. Onlara yakın olmayanın ne sergisi görülür ne albümü çıkar ne de jürilerde yer alabilir. Oysa son dönemde Anadolu’da olağanüstü işler başaran dernekler topluluklar türedi. Gönülden iş yapan, verici, aydınlık insanlar bunlar. Kendini tekrardan öte iş yapmayan ahı gitmiş vahı kalmış sözüm ona üstatlardan değiller. Hem rekabet iyidir, insanı diri tutar…


Çektiğimiz fotoğrafları bastırmadan bilgisayarlarımızda unutuyoruz, Erdal Kınacı fotoğraflarını kağıt üzerinde mi değerlendirir ya da ekran üzerinden eleyerek beğendiklerini mi bastırır?
Baskıya bakmayı ekrana bakmaya yeğlerim.Baskı denilen şey ucuz ve daha kolay erişilebilir olsa ekranın yüzüne bakmam ama nerede o şans?

Gelecekteki projelerinizden kısaca bahseder misiniz?
Biliyorsunuz ülkemiz fotoğrafçıları arasında kaybolan meslekleri fotoğraflamak çok moda. Süpürgecisinden demircisine, bakırcısından saatçisine yığınla fotoğraf bir o kadar seri-proje üretildi, üretilmeye devam ediyor. Şu sıralar bu durumun aksine belli bir konsept içerisinde kaybolmayan meslekleri görüntülemeye çalışıyorum. İyice olgunlaştıktan sonra paylaşırız.

Samimi sohbetiniz için teşekkürler.
Ben teşekkür ederim.

Yorumlar

Fotoğraf Meclisi dedi ki…
Yiğidi öldür ama hakkını ver; Gerçekten güzel fotoğraflar çekiyor. Fotoğraflarını çok iyi tasarlıyor...

Popüler Yayınlar