İstanbul'un Gözü Belgeselinin Yönetmeni Binnur Karaevli ile Söyleşi

Filmin Fragmanı İçin Tıklayınız.
İstanbul'un gözü belgesel projesinin fikir aşaması ve oluşum sürecinden bahsedebilir misiniz?
Bu belgeselden önce dolaylı olarak İstanbul hakkında 2 belgesel daha yapmıştım.  “Searching for Paradise” oto-biografik bir filmdi ve Doğu ile Batı arasında yasayan bir şehir olan İstanbul’u ve de doğu değerleri ve batı eğitimi ile yetişmiş bir kişinin ikilemlerini anlatıyordu.  Voices Unveiled ise İstanbul’da yaşayan kadınlar ile ilgili bir belgeseldi.  Bu iki filmi bir uçüncu ile birleştirip bir ÜÇLEME FİLM serisi yapmak istiyordum.  Ama üçüncü filmin biraz daha geniş alanları kapsamasını ve içine kaybolan, çarpık şehirleşmeyle yitip giden İstanbul şehrini ve insanların değerlerini de almasını arzu ediyordum.  Ara Güler’in fotoğraflarından hep etkilenmişimdir.  O yüzden de bu üçlemenin son filminin Ara Güler hakkında olmasını istedim.  Filmin yapımcısı ve yapımcı şirketle bu fikrimi paylaştım ve filmin oluşumu bu şekilde başladı.



Can you tell us a little bit about how you conceived the documentary, The Eye of Istanbul and how the production came about?
 I was thinking about making a new documentary about the people of Istanbul because I wanted to create a trilogy on Istanbul. I had already done “Searching for Paradise”, an autobiographical documentary about living between the East and the West and “Voices Unveiled” about the women of Istanbul.  I wanted my last film in the trilogy to be about the Istanbul that has been lost, the city that no longer exists.  I have been a fan of Ara Guler’s photography for many years.  His Black and White photographs from Istanbul are full of longing, mystery and feelings.  So I thought that making a documentary about Ara Guler and his photographs would be a great journey.  I shared my idea with the producer and the production company and they were eager to work with me so the productions started.  

Projeyi Ara Güler'e ilettiğinizde nasıl bir geri dönüş aldınız?
Ara Güler çok yoğun birisi, onunla devamlı birileri röportaj yapmak istiyor, o yüzden bu tip tekliflere alışık.  Fakat benim avantajım, projeye danışman olarak Ara Güler hakkında Fotomuhabiri kitabını yazmış olan Nezih bey’i ikna etmek oldu.  Nezih bey, Ara Güler ile olan ilişkiyi çok güzel ayarladı, zaten aralarında bir ilişki vardı.  O yüzden de Ara Güler filme cok sıcak yaklaştı. Bize çok zaman ayırdı.  Ara Güler’le birlikte Süleymaniye’den, Kinalı Ada’ya, Poyrazköyden, Halic’te kayığa binmeye kadar gitmediğimiz yer kalmadı.  Bu yaşında büyük bir enerji ve istekle ekibimize kalbini açtı.


When you mentioned this project to Ara Güler, what kind of a reaction did you get?
Ara Guler is an extremely busy person.  He is constantly sought out for interviews, live shows, exhibitions and so on.  He was used to such offers but till now, nobody had done a character driven documentary about Ara Guler for the international markets, so he was happy to oblige.  My other advantage as a director was to convince the author of Ara Guler’s biographer, Nezih Tavlas.  Once he became a consultant for the project, he was able to create the link between the crew and Ara Guler.  Ara spent so much of his valuable time with us and quickly became friendly with the crew and me.  Together with Ara, we had a great adventure filming at all kinds of locations including the Kinali Island, Suleymaniye Mosque, and the Golden Horn. At the age of 87, he has an incredible amount of energy and he opened his home and heart to us during the filming. 

Çekim aşamalarından aklınızda kalan birkaç anektod aktarabilir misiniz?
Çekimin her günü gerçekten sürprizlerle dolu ve eğlenceliydi.  Ben aslında şimdiye kadar Amerika’da ve Avrupa’da çok daha planlı, programlı ve sistematik çalışmaya alışmışım, ilk defa bu kadar degisik bir ortamda çalıştım.  Bazen programımız anında değişiyordu.  Ara Güler, Süleymaniye’ye gitmek istiyordu, hadi birden toparlanıp oraya gidiyorduk.  Arada bir Ara Güler’in kameramanımıza müdahale edip, kompozisyon yaratması da çok keyifliydi.  Ara Güler çok espirili birisi, o yüzden de röportajlar sırasında söyledikleri ile hepimizi güldürüyordu.  Bir zamandan sonra ekipteki herkes Ara Güler gibi konuşmaya başladı. 


Can you give us a couple of anecdotes from the production?
 I must say that every day of our production was full of surprises, fun and many challenges.  I have mainly worked in the US and in Europe so I am used to a much more scheduled type of production.  This is the first time I have worked in such an environment where schedules were changed by the minute.  For example, I had planned to shoot Ara Guler at his office but that day he would fancy going to the Suleymaniye mosque, so our schedule would change at the drop of a hat.  Needless to say, I learnt to become incredibly flexible on this shoot.  Sometimes Ara Guler would interfere with our cinematographer and would set up a shot himself.  That was amazing!  The way Ara Guler would set up a shot and pay attention to the lighting of that shot was great to watch.  Learn from the master!  Ara is extremely funny and has a particular style of speaking which includes a lot of swear words.  By the end of our shoot, we were all speaking like Ara. 

Belgeseli seyredenler sadece Ara Güler'in fotoğrafçı kimliğine mi tanık olacak yoksa tüm hayatına projeksiyon tutan bir biyografi mi hazırladınız?
Belgeseli seyredenler hem Ara Güler’in fotoğrafçılığına tanık olacaklar hemde onun karakteri, hayatı, onu çocukluğunda ve gençliğinde etkileyen unsurları öğrenecekler.  The Eye of İstanbul, yurt dışında son yıllarda oldukça yaygın olan karakter tarafından harekete geçirilen bir film.  Belgeselde anlatıcı ses yok, herşeyi Ara Güler’in ağzından ve onu tanıyan dostları, iş arkadaşları ve bazı uzmanlardan dinliyoruz.  Filmde Ara’yı Ara yapan karakter özellikleri ve yetişirken sinemaya olan tutkusunun sonraki yıllarda fotoğraflarına yansıması gibi bölümler var.  Fakat benim için en önemli olan şey filmin görsel, eğlenceli, bilgilendirici ve samimi olması idi.  Bunu da başardığımı düşünüyorum.  


Will the viewers witness Ara’s career in the film or will they get a sense of his entire biography?
 The viewers will get a sense of Ara’s long and fruitful career, his style of photography but they will also get a glimpse of his personality, his life, his childhood and the influences that made him into who he is today. The Eye of Istanbul is a character-driven documentary; there is no narration, the story of Ara’s life, personality and his photographs are all told through Ara and his friends and colleagues. I tried to explore his early childhood influences that affected him and made him pursue a career in photography.  But the most important thing for me was to make a film that portrayed Ara truthfully, that was visually stunning and all and all entertaining.  From the feedback I get from the viewers, it looks like I have achieved my goals.


Belgeselde anlatıcı bulunmuyor, dostları Ara Güleri anlatıyor, bu yönteme nasıl karar verdiniz?
Benim diğer belgesel filmlerimde de anlatıcı yoktu.  Baştan beri de bu filmde anlatıcı olmayacak diye planlamıştım.  Tabii bu tip belgeseller Türkiye’de pek alışagelmiş değil, hatta ekibimdekiler bile şaşırdılar.  Fakat yurt dışında anlatıcı sesle yapılan belgeseller sadece televizyon programları için hazırlanıyor.  Benim amacım ise bu film ile uzun metraj belgesel film festivallerine katılmaktı.  Nitekim de Washington DC Independent Film Festivali, Selanik Belgesel Festivali ve Los Angelestaki Seefilm festivaline kabul edildi.


How did you decide not to have a narrator in the film and instead have Ara and his friends tell the story?
 I never used a narrator in any of my other feature documentaries.  I know that this is a new style for Turkey; however, narrators are mostly used in TV documentaries nowadays.  Therefore, from the conception of the film, I had decided not to use a narrator.  Of course, some people even in the crew thought I was mad.  But this is the way I make documentaries.  My goal was to make a film for the international film festivals and markets.  And I am happy to say that the film is accepted by DC Independent Film Festival, Thessaloniki Documentary Festival and SEE fest in Los Angeles so far.  We are still at the beginning of our festival rounds. 

Sürpriz olmayacaksa Ara Güleri kimler anlattı?
Filmimizde bircok fotoğrafçı, fotoğraf uzmanı ve dostu Ara Güler’i anlattı, herkesi buraya sığdıramıyacağım ama bazıları; Bruno Barbey, Joseph Koudelka, Nicos Economopoulos, Reza Deghati, Hasan Senyüksel, Coşkun Aral, Yunus Tonkuş, Sena Çakırkaya, Şener Şen, Nezih Tavlaş, Prof. Dr. Mehmet Bayhan, Kamil Fırat gibi isimlerdir. 

If we are not spoiling a surprise, can you tell us who are the people in the film?
 We have many famous photographers, experts on photography and Ara’s friends in the film.  Some of these people are from Magnum and others are from Turkey.  Here is a short list of some of the characters in the film: Bruno Barbey, Joseph Koudelka, Nicos Economopoulos, Reza Deghati, Hasan Senyüksel, Coskun Aral, Yunus Tonkus, Sena Cakirkaya, Sener Sen, Nezih Tavlas, Prof. Dr. Mehmet Bayhan, Kamil Firat, etc. 

Belgeselin müzikleri kime ait?
Belgeselin müziklerini değerli sanatçı Derya Türkan besteledi.  Dilek Türkan’in seslendirdiği bazı parçalar da oldu.  Filmin bir kaç bestesini ise yine değerli piyanist ve besteci Renan Koen yaptı.  Ayrıca çok kısa da olsa Mercan Dede’den de bir bolumu izniyle kullandık.  Derya Türkan’in müziğinin ve diğer katılımcıların bestelerinin filme çok önemli bir derinlik kattığını düşünüyorum.  Derya bey ile filmin montajı sırasında çok yakından çalıştık.  Filmi seyredenler fotoğraflar, filmin görselliği ve müziğin birleşmesine çok güzel tepki verdiler.  Benim de yönetmen olarak görevim bu bütünlüğü sağlamaktı.


Who composed the music of the film?
The composer of the documentary is the incredibly talented musician and composer Derya Turkan.  Pianist and composer Renan Koen composed some musical pieces. We have also used some songs from Dilek Turkan and one piece of music from one of my favourite musician’s, Mercan Dede.   Derya Turkan’s music and the additional music from the above-mentioned musicians added such depth and should to the film.  Derya Turkan is a fan of Ara Guler and he composed certain pieces for Ara’s specific photographs.  My job as a director is to make sure that everything in the film, from the music to the visuals, tells the story I set out to tell about this legendary man.

1950 ler ile günümüz İstanbul'unun harmanlandığı bir filmi hazırlamanın zor yanları olmalı. Görsel bütünlüğü sağlamak açısından nasıl bir çalışma yöntemi seçtiniz?
Bu filmin çekimlerinde benim için en zor olan şey, Ara Güler ile çok fazla hareketli çekimler yapamamızdır.  Çünkü 88 yaşına gelen Ara beyin enerjisi müthiş ama yine de beraber yürüyüp fiziksel hareketin olduğu fazla sahne çekmemiz imkansızdı.  Bu yüzden de filme görsellik ve hareket katmak için bazı canlandırmalar yapmayı baştan beri planlamıştım. Örneğin Ara Güler’in çocukluğunun canlandırılması gibi.  Ayrıca bazı fotoğraflarının duygusunu yansıtmak için de canlandırmalar yaratmak kafamdaydı, aslında ilk başta bunları daha fazla yapmayı düşünmüştüm ama sonra filmin yalınlığını korumak için bir kaç canlandırmanın yeterli olacağına kanaat getirdim.


It must be challenging to create a film that spans over 60 years, how did you come up with the visual language of the film (I am inspired to ask this question because of the reenactment you did for one particular photograph)?

 One of the biggest challenges for me in the film was not being able to shoot active scenes with Ara Guler.  Even though at nearly 88 years of age, Ara is energetic and sharp, he cannot walk too much.  Thus, it was impossible for us to shoot scenes where he would be walking or doing active things. However, his photographs are works of art and it was the photographs that influenced my visual style.  When I was conceiving the film, I wanted to illuminate the feelings of some of the photographs.  Of course, music helped a lot.  But I also used several scenes of story telling to make the film more visual.  I told the backstory of one of his photographs and I also had a re-enactment of Ara’s childhood.  My son played young Ara.  That was very special for me since we had a bit of a mother-son bonding in the film.  But that was it; purposefully I didn’t want to have too many visual tricks in the film.  The work stands on its own.

Filme medya ve film festivallerinin ilgisi nasıl, ilk gösterimi nerede olacak?
Filmin dünya premieri Washington DC Independent Film Festivalinde 13 Mart 2016 tarihinde olacak, ondan sonra Selanik Belgesel Festivalinde 17-18 Mart’ta Avrupa prömieri yapılacak.  5 Mayıs’ta ise Los Angeles taki SEEfest film festivalinde gosterilecek.  İstanbul’daki ilk gosterimi nerede ve ne zaman olacak henüz bilmiyorum.


What is the reaction from the festivals and the media, when will be the world premiere?
 The film was completed in November 2015; therefore, we have recently started applying to festivals.  So far three prestigious film festivals have accepted The Eye of Istanbul.  The world premiere will be on March 13, 2016 in Washington DC at the DCIFF.  The European premiere will be on March 17, 2016 in Greece at the Thessaloniki Documentary Festival and the West Coast premiere will be at SEE Film Festival in May in Los Angeles.  I don’t know when it will be shown in Istanbul.  The producer is in charge of the film’s distribution strategy.


Filmi yurt dışındaki festivalllerde izleyip Ara Güler ve İstanbul'a dair fikri olmayanlar hem yeni bir kültür insanı hem de yeni bir şehirle tanışmış olacak diyebilir miyiz?
Tabii ki diyebiliriz.  Eminim film aynı zamanda yurt dışındaki televizyon belgesel kanallarına da satılabilir.  Filmi, Los Angeles’taki iş arkadaşlarıma ve kurgu danışmanıma gösterdiğimde herkes hem Ara Güler’in kişiliğini cok ilginç buldu, hem de fotoğraflarına hayran kaldı.  Filmin gerek Ara Güler’i daha geniş kitlelere tanitmak, gerek İstanbul’u tanıtmak açısından önemli olduğunu düşünüyorum.  Çünkü samimi bir film, yani reklam için yapılan bir tanitim filmi değil.  Aynı zamanda da uluslararası standartlarda yapılmış, uluslararası seyirciye yönelik bir film, benim de baştan beri amacım buydu.  Her nekadar Ara Güler dünyada da çok tanınmış bir fotomuhabiri olsa da, bu filmle belki de fotoğraf sanatını pek bilmeyen insanlar arasında da onun önemi daha yaygınlaşmış olacaktır.


As a follow up to the previous question, can we say that when audiences around the world watch this film, they will have an idea about Ara Guler and Istanbul and thus will get to know a new culture and a city?
Absolutely.  This film can have a wide reach since many people are interested in Turkey, Istanbul and photography.  I am sure that all kinds of audiences would want to see this film.  It could be shown on many specialty TV channels around the world.  It all depends on the distribution strategy.  When I showed the film to our Supervising Editor Tom Miller and to some other friends in Los Angeles, they all thought that Ara Guler was a fascinating character.  I do believe that this film can be a great tool in introducing Ara Guler and Istanbul to a wide range of audiences because the film is sincere; it is not a commercial of Istanbul.  It is a film about a living, breathing person who is a legend in Turkey.  I really would like many people to see the film so they could become familiar with Ara’s photography.



Ülkemizde ne zaman izleyebileceğiz?
Onu tam olarak bilmiyorum.  Filmin dağıtım stratejisini yapımcı şirket yapıyor.

When will it be shown in Turkey?
I would like to know the answer to that question as well.  It is usually good to wait a little bit for the festival circuit to be completed.  But as I have said before, the producer is in charge of the distribution and as far as I know, there has not been any specific distribution news.

Ara Güler tüm dünyada tanınan bir kültür insanı. Çalışmalarını ABD de yürüten bir yönetmen olarak ülkemize dışarıdan baktığınızda bu ilgiyi gözlemleyebiliyor musunuz? 
Tabii ki Ara Güler Türkiye'nin belkide yurt dışında en fazla tanınan fotomuhabiri/sanatçısı.  Özellikle fotoğraf camiasında büyük saygıyla anılıyor.  Kendisi, Japonların deyimiyle, bir nevi, “Yaşayan Efsane”.  O yüzden de ben böyle bir insani anlatan filmin dünyada izlenmesini istediğim için, filmin vizyonunu oluşturmaktan montajına kadar herşeyin evrensel olmasına büyük gayret gösterdim.


Ara Guler is known as a man of culture in the world.  As a director who also works in the US, do you think that there is an interest in Turkey? 

Ara Güler happens to be one of the most recognized Turkish photojournalist/photographer in the world.  He is revered amongst the international arena of photojournalist.  They all know of his work.  And he is very famous at home in Turkey since he is regarded as a “living legend” here.  Therefore, I made sure that the documentary is as universal as it could be.  I could have made it just for the Turkish viewers but I wanted a global audience.  That’s why I tried to select his most universal stories to include in the film. 


Ara Güler fotoğraflarında sizi etkileyen şey nedir?
Samimiyet.  Fotoğraflarındaki insanları o kadar samimi bir şekilde yakalamışki, sanki hepsi canlı gibiler, fotoğraftan fışkıracak gibiler.  O insanların, gerek meşhur olsunlar, gerek çocuk işçi olsunlar, hepsinin ruhu fotoğrafa yansımış.  Beni en çok Ara Güler’in meşhur çocuk isçi fotoğrafı etkiledi.  Çocuğun ifadesi, gözleri, bize aktardığı duygu gerçekten çok derin.


What is it in Ara Güler’s photographs that affect you the most?  
Sincerity and truthfulness.  He approaches his subjects in such a way that he is able to capture their truth and all his subjects look alive as if they are ready to jump out of the frame.  All his subjects, whether they are famous people or poor workers, reveal their souls in his photographs.  This has affected me deeply.  My favourite photograph of his is the Child Worker.  The boy’s expression, his eyes…they tell a story.  I want to cry every time I see that photograph.

Geçtiğimiz aylarda arşiv konusu gündeme gelmişti buna bağlı olarak arşivinde hiç görmediğimiz karelere yer verildi mi?
Arşivinden sadece hiç görülmemiş bir kareyi, film icin bastırdık.  Fakat arşivinde 1 Milyondan fazla dia var, onların geniş ekiplerle, yıllarca süren calışmalar sonunda basılmasi gerekir, o yüzden de fazla kare basma olasılığımız yoktu. 

In the last months, there has been a lot of media attention on Ara Guler’s archives, did you use any photographs from his archives that were never seen before? 
I only used one photograph from his archives. He selected the photograph and we printed it and then put it in the exhibition.  He has more than 1 Million frames in his archives and they have never been seen before.  Sorting through his archives would take an expert team of people and many years.  


Fotoğraf ya da genel olarak sanat dünyasından çeşitli isimlerle benzer biyografik belgeseller yapmayı düşünüyor musunuz?
Eğer önüme bir fırsat çıkarsa tabii ki neden olmasın.  Ama benim için önemli olan filmini yapacağım kişinin sanatı ve kendisi ile duygusal bir bağ kurabilmek, 


Would you like to direct documentaries about other photographers and artists in the future?

Why not!  If the opportunity arises, yes, I’d like to make documentaries about other artists.  However, it is crucial for me that I respond to their work and that we will have a solid understanding and dialogue.  

Belgesel alanı kurgu sinemasına göre hep geri planda kalmıştır, kurgu gerçek hayattan daha çok mu ilgi çekiyor?
Dünyada son 10 yıl içerisinde belgesel sinema cığır atladı.  Çok izleyeni var, sinemalarda oynuyor.  Türkiye’de henüz durum böyle değil.  Ama belgeselde de kurgu var aslında.  Sonuç olarak belgesel sadece “gerçekleri yansıtan” bir film türü değil.  Belgeselde de yönetmen ve yazar olarak seyirciye göstermek istediklerinizi gösteriyorsunuz.  Aslında belgeselde de bir hikaye anlatıyorsunuz.  Yani sonuç olarak konulu filmden tek farkı, karakterlerin ve olayların gerçek olması.  Yoksa hikaye anlatma prensipleri iki türde de tamamen aynı.


Documentaries always play the back fiddle to narrative features.  Do you think that fiction stories generate more interest than real life?
 I don’t think that documentaries play the second fiddle anymore.  In the last 10 years, documentaries have become enormously popular in the US and in Europe. A lot of audiences are interested in documentaries and nowadays they are distributed in the movie theatres.  I think that is not the case in Turkey yet but I am sure documentaries will be popular here as well.  The principals of “storytelling” and “filmmaking“ are the same for documentaries and feature narratives.  You have to tell a story in a documentary as well.  And of course there is some manipulation in a documentary too.  The director’s vision has a lot to do with how a documentary ends up on screen.  I could have told the story of Ara in many different ways but I chose to do it in one particular way.  As far as I am concerned there is only one type of “storytelling”.


Son olarak filme ve Ara Güler'e dair neler söylemek istersiniz? Seyircileri nasıl bir film bekliyor?
Seyircileri eğlenceli bir film bekliyor.  Ara Güler çok dinamik, eğlenceli ama aynı zamanda çok felsefik ve derin konusabilen biri.  Film onun kişiliğini samimi bir dille yansıtırken, aynı zamanda kariyer yolculuğunu da dinamik bir gorsel dille veriyor.  Seyirci fotoğraflarının çoğunu görüp, Ara Güler hakkında hiç bilmedigi bir çok hikayeyi dinleyecek.  Ara Güler espirili birisi, keskin bir mizah anlayışı var.  Ben de filmi esprili tutmaya çalıştım. Ara Güler’in kendisi de filmi çok beğendi, artık takdir seyircilerin.
http://binnurkaraevli.com



In conclusion what would you like to tell us about Ara Güler? What type of movie awaits the audience?
This is an entertaining film.  Ara Guler is dynamic, funny but at the same time philosophical and deep.  The film reveals his personality in a visually exciting way. The audience will be able to see most of his iconic images in the film; they will also witness a city’s evolution from the 50s till 2000.  Since Ara Guler has a killer sense of humor, I tried to keep the film as light and humorous as possible.  Ara Guler really liked the film when he saw it.  That is a great seal of approval for me. 


Röportaj: Göksel Kayış
Kaynak ve link gösterilmek koşulu ile yayınlanabilir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar